Mart, 2010 için arşiv

 

Bugünün şirket patronları acaba iş hayatına nasıl adım attılar diye hiç merak ettiniz mi? Kimisi doğuştan şanslı, önüne her türlü imkan sunulmuş, kimileri de dişleriyle tırnaklarıyla kazıyarak gelmişler bugünlere. Bazıları çocuk yaşta çalışmak zorunda kalmış, hikayeleri romanlara taş çıkartacak cinsten, bazılarınınki ise tam bir girişimcilik öyküsü. 
Örneğin Altur’un sahibi Abdurrahim Albayrak, Almanya’da biriktirdiği paralarla İstanbul’a gelip minibüsçülük yapmış, Reis Gıda’nın sahibi Mehmet Reis, 7 yaşından itibaren bulaşıkçılık, çaycılık ve Ramazan davulculuğu da dahil pek çok işte çalışmış. Intercity Rent a Car’ın sahibi Vural Ak, bir nalburda tezgahtarlık ve şoförlük yapmış. Richmond otelleri ve Capitol’un sahibi Mustafa Aksoy bir kunduracıda çalışmış, Xerox’un genel müdürü Mehmet Sezgin tezgahtarlık ve garsonluk gibi bir sürü iş yapmış. Finansbank’ın ve Fiba Grubu’nun kurucusu Hüsnü Özyeğin ise ABD’de üniversitede okuduğu dönemde çalışmış. Harvard’da hamburger satan bir büfe işleten Özyeğin, hayatta ilk gerçek işinin bu olduğunu söylüyor.
Hepsi bugün geldikleri pozisyonlarda ilk işlerinin çok önemli olduğunu söylüyorlar. İş adamları ilk iş deneyimlerini anlattılar.
Türk iş dünyasının efsanevi iş adamlarından Vehbi Koç, iş hayatına bir bakkal dükkanında, Hacı Ömer Sabancı ise pamuk işçisi olarak başladı.
Vehbi Koç, (1901-1996) Ankara’nın Çoraklık semtinde dünyaya geldi. 1914’te Ankara İdadisi’ne (lise) giren Koç, 15 yaşında İdadi’yi bitirmeden tasdikname aldı. 1917’de dedesiyle ve babasıyla görüşerek esnaflığa başlayan Koç, Karaoğlan Caddesi’nde oturdukları evin altındaki dükkanı bir sandık ayakkabı lastiği, bir sandık şeker, birkaç teker kaşar peyniri, zeytin, makarna gibi mallarla bakkal dükkánı haline getirdi. Onun görevi, dükkanı açmak, süpürmek, tozlanan malları temizlemek, müşterilerin aldığı malları tartmak ya da saymak, mangalı yakmak, camekanları temizlemekti. Ardından kösele işine giren Koç, sonrasında otomobil ve petrol işine girdi. 1938’de Koç Ticaret Anaonim şirketini kurdu. Ardından Demirdöküm, Türkay (şimdiki adıyla Kav), Arçelik, Otosan, Aygaz’ı kurarak hızla büyüdü. 1963 yılında Koç Holding’i kurdu. Vehbi Koç, 1984 yılında Koç Holding İdare Meclisi Başkanlığı’nı oğlu Rahmi Koç’a devretti ama, çalışmayı bir an bile bırakmadı. 1900’lerde, küçük bir bakkal dükkanından yola çıkan Vehbi Koç, dünya çapında bir topluluk yarattı. 
Sabancı Holding’in kurucusu Hacı Ömer Sabancı (1906-1966), Kayseri’nin küçük bir köyünde doğdu. 13 yaşında babasını kaybettikten bir kaç yıl sonra, talihini denemek için köyünden ayrılan Hacı Ömer, 450 kilometrelik yolu yaya olarak katederek pamuk diyarı Adana’ya göç etti. Yeni hayatına pamuk işçisi olarak başlayan Hacı Ömer, kısa sürede işçi müteahhitliğine başladı, bir iki yılda yaptığı tasarruflarla pamuk ticaretinde mütevazı bir iş kurdu. O dönemde yanında çalışan işçiler Hacı Ömer’i “Ağa” diye çağırmaya başladılar.
Hacı Ömer Sabancı önderliğinde sonraki yıllarda sırasıyla Akbank, Bossa un ve çırçır fabrikası, Bossa tekstil fabrikası, Oralitsa, Aksigorta ve Teknosa kuruldu.

İlk gerçek işi büfe işletmeciliğiydi
Finansbank’ın kurucusu Hüsnü Özyeğin de okurken çalışanlardan. Özyeğin, 1 Nisan 2009’da Capital’den Rauf Ateş’e verdiği röportajında ilk işine 6 yaşında dedesinin mağazasında çıraklık yaparak başladığını söylüyor. Robert Kolej’de okuduğu dönemde ise İstanbul’a gelen bir Japon fuar gemisinde tercümanlık yapmış. ABD’de Oregon Eyalet Üniversitesi İnşaat Bölümü’nde okuyan ve Harvard’da master yapan Özyeğin, Amerika’da eğitim gördüğü dönemde yaz kış çalışmış. İnşaat mühendisliği stajyerliğinden, garsonluğa pek çok işte çalışmış.
İlk işini ise Harvard’daki ikinci yılında kurmuş. Harvard’da bir snack bar (büfe) çalıştıran Özyeğin, hayatta ilk gerçek işinin bu olduğunu söylüyor. Özyeğin, “Üniversitede birkaç iş vardı. Biri gazete dağıtmaktı. Bir kiosk vardı, sigara falan satılırdı. Bir başkası hafta sonlarında talebelere hamburger falan satan snack bar’dı. Haftasonları üniversite kampusunda yemek olmazdı. Talebeler için kabus gibiydi, doğal olarak bu snack bar’a gelirlerdi. İşte ben burayı işletmiştim. Hayatta ilk gerçek işim buydu” diyor.
Özyeğin gençlere şu tavsiyede bulunuyor: “Bir kere çok çalışmaları lazım. Hiçbir şey çalışmadan olmuyor. Meraklı olmaları, okumaları lazım. Sadece üniversitede okumaktan söz etmiyorum. Çevrelerini iyi takip etmeleri gerek. Üniversite hayatında çok iyi bir network, arkadaşlık, dostluk kurmaları lazım. Bunlar, iş hayatında çok önem kazanan şeyler oldu. Sabırlı olmaları, yılmamaları da önemli. Yüz metre değil, maraton koşmaları lazım. Hayat da bir maraton aslında. Yaşlandığınızda hayat kısa geliyor, ama aslında hayat çok uzun. Maraton koşmaları lazım.”
Kaynak: http://www.capital.com.tr/

Kunduracı çırağıydı turizmin patronu oldu
Richmond otelleri ve Capitol Alışveriş Merkezi’nin sahibi Aksoy Group’un kurucusu Mustafa Aksoy henüz 11 yaşındayken kunduracı çırağı olarak atıldı iş hayatına. Askere gidene kadar da Kapalıçarşı’da bu ayakkabıcı dükkanında çalıştı.
Aynı zamanda akşamları İngilizce ve daktilo kurslarına giderek kendini geliştiren Aksoy, o günleri şöyle anlatıyor: “O zaman Küçükçekmece’de otururduk, iş çıkışı kursa gider gece 1’de eve gelir, sabah 7’de tekrar işe koyulurdum. 3-4 yıl böyle kurslara gittim. Lisan öğrendim.”
Aksoy, askerden sonra çalıştığı yer olan Kapalıçarşı’ya dönüp, deri ceket alan turistleri gördüğünde deri dikip satan bir mağazada tezgahtar olarak işe başladı, 6 ay sonra patrona gidip dericilik yapmak istediğini söyledi. Patronu 5 mağazasından birisini Mustafa Aksoy’a tahsis etti, ona sermaye de verdi, bu sayede Mustafa Aksoy dericiliğe başladı. Aksoy, dükkan hanın içinde olduğundan Kapalıçarşı’ya gidip turistleri çevirerek onları içeri girmeye ikna etmeye çalışıyordu.
İlk ihracatını 1974’te ABD’ye yaptı. Kapalıçarşı’da tesadüfen tanıştığı bir Amerikalı mağazacıya deri ceket ihraç eden Aksoy, ardından Almanya’da ihracata başladı. Bu sırada derici dükkanındaki hissesi yüzde 20’den yüzde 50’nin üstüne çıkınca ayrılıp kendi işini kurdu.
1977’de Beyazıt’ta bir mağaza açarak kumaş konfeksiyon işine girdi. Sık sık kendisinden alışveriş yapan Rahaat isimli bir Iraklı ile tanıştı. Onun ısrarıyla, 1978’de Türkiye’nin de ilk kez katıldığı Uluslararası Bağdat Fuarı’na katıldı. “Irak’ta her ailede 5 çocuk var, o nedenle hep çocuk kıyafetleri gönderdim. Fuarda 250 bin dolarlık hayatımın ilk büyük siparişini aldım. Sevine sevine Türkiye’ye geldim. Böylece 7 yıl boyunca, buraya konfeksiyon ihraç ettim. İhracatta 5 milyon doları geçtiğim için 9 yıl boyunca İTO’dan altın madalya aldım.”

Turizme teşvik indirimi hayatını değiştirdi
Mustafa Aksoy, ihracattan kazandığı parayı gayrimenkule yatırıyordu: “10 kazandıysam 15’e gayrimenkul alıyordum ki daha çok çalışayım.” Böylece 1988’de İstiklal Caddesi’ndeki Richmond Otel’in arsasını aldı. O zaman iş hanı yapmayı planlıyordu, turizmin t’sinden bile haberi yoktu. Tam da bu sırada turizme teşvik indirimleri başladı. Aksoy bu indirimlerden yararlanmak için binayı otele çevirdi. Hemen yanındaki binayı da katarak 1992’de Richmond   İstanbul Otel’i açtı. Ardından Pamukkale’de yarım kalmış 350 odalı bir oteli satın alıp, yanındakiyle birleştirerek 1993’de Richmond Pamukkale Thermal’i, 1995’de Richmond Efes’i, 2000’de Richmond Pamukkale Spa’yı ve Richmond Nua Wellness Center’ı açtı.
Bu arada 1979’da aldığı arsalardan biri de Capitol Alışveriş Merkezi’nin arsası oldu. Galeria’dan esinlenen Aksoy 18 Eylül 1993’de Türkiye’nin ikinci alışveriş merkezini açtı.

İşe bir minibüsle başladı
Bugün 8 bin araçlık filosuyla 100 bin çalışana personel taşıma hizmeti veren Altur’un patronu Abdurrahim Albayrak, çocukluğundan beri çalışmış, para kazanmak için yapmadığı iş kalmamış. Kendi deyimiyle para kazanma hırsı onun geninde var.
Abdurrahim Albayrak, 1954 yılında Rize’de doğdu. On yaşından itibaren hem okula gitti hem de okul çıkışı ve tatil günlerinde babasının bakkal dükkanında satış yapıp, briket atölyesinde briket kesti. Aynı zamanda simit ve kestane sattı. 1968 yılında babası Almanya’ya gidince, “bak babası Almanyaya gitti kendisi akşama kadar top oynuyor, akşama kadar kahvehanelerde oturuyor” demesinler diye daha çok çalıştı. Evlerinin önündeki dereden çakıl çıkartıp, sepetle sırtında taşıdı, bunlarla tekrar briket ve künk kesti.
15 yaşına geldiğinde kendi kamyonlarıyla Rize merkeze kum ve çakıl götürmeye başladı. Babası Almanya’dan Türkiye’ye dönünce oğlunun yaptıklarına inanamayıp hayretler içinde kalmış. Abdurrahim Albayrak o günü şöyle anlatıyor: “Atölyemizin bahçesinde 15 bine yakın briketin istif halinde hazır olduğunu görünce çok duygulanarak beni iki yanağımdan öptüğü anı hiç unutmayacağım. O hırs ve azimle babam atölyeyi çok iyi paraya satıp, beni Almanya’ya işçi olarak götürebilmek için mahkeme kararıyla yaşımı büyüttü.”

Muzu, çikolatayı bilmiyordum
Babasıyla Almanya’nın Frankfurt şehrine giden Albayrak, şehre varınca yaşadığı şaşkınlığı şöyle anlatıyor: “Muzu tanımıyor çikolatayı bilmiyordum. Hele hele hayatımda alafranga tuvalet görmemiştim, hatta defalarca babama tuvaleti sormama rağmen içeri gidip tuvalet göremediğimde sıkıla sıkıla babama tekrar sordum; o ilk  gün çok zor anlar yaşamıştım.”
Abdurrahim Albayrak, Almanya’da inşaatlarda demir işçisi olarak çalışmaya başlamış, paydostan sonra her akşam 2 saat mesai yapıp inşaatın el arabası, kürek vb. aletlerinin temizliğini yapıyor, daha sonra barakaya giderek babasına taze fasulye, kuru fasulye, pilav gibi yemekler hazırlıyor, babasıyla kendinin çamaşırlarını yıkayıp kurutuyordu. Cumartesi pazar günleri ise evlere gidip bahçe düzenlemesi, badana gibi işler yapıyor ve bunun karşılığında peşin para alıyordu. Ay sonunda babasından çok para kazanıp parasını bankaya yatırıyordu.

Askerde de boş durmamış
Uzun zaman sonra Türkiye’ye dönmek isteyince babası karşı çıkmış, ama o ısrarla Türkiye’de de bu şekilde çalışarak çok para kazanacağını söyleyerek Türkiye’nin yolunu tutmuş. Dönünce Almanya’da biriktirdiği parasıyla İstanbul Habibler’de bir arsa satın almış. Vatani görevini tamamlamak için askere giden Albayrak, askerde de boş durmamış. Askerlerin ayakkabılarını boyayıp para kazanmış.

Taşı toprağı altın İstanbul
Askerden sonra, baba ocağına dönüp bir minibüs satın alan Abdurrahim Albayrak, taşı toprağı altın diyerek İstanbul’un yolunu tutmuş. Edirnekapı, Beşyüzevler, Sultançiftliği, Habibler, Kayabaşı ve Şamlar hattında çalışmaya başlamış. Sabah 6’da kalkıp gece 12’ye kadar çalışıp 1.000 lira kazanmadan yatmamayı kendine şart koymuş. Bu parayı ertesi gün bankaya yatırıyor ve 30 günde 30.000 lira biriktiriyormuş. 13 ay sonra babası Almanya’dan izne gelip de banka cüzdanını görünce şaşkınlığını gizleyememiş ve ertesi gün borçsuz bir minibüs satın almışlar. 8 ay sonra üçüncü minibüslerini satın almışlar. Albayrak, “Allah yürü ya kulum demişti. İyi para kazanıyorduk, işlerimiz iyiydi, mutluyduk” diyor.
1977 yılında Altur’u kuran Albayrak, “Hedefim, taşımacılık filosu kurmak ve sürekli yeniliklere adapte olarak kendimi ve firmamı geliştirmekti. Para kazanma azmi bir insanın geninde olur bu da benim genimde vardır. Allah herkese nasip etsin” diyor.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK

 

Reklamlar

Ofiste sağlık taraması var

Yayınlandı: Mart 21, 2010 / Yazılar

Son dönemde şirket içinde yapılan sağlık taramalarında ve sağlık seminerlerinde artış var. Şirketler çalışanlarına düzenli aralıklarla grip aşısı veya hepatit aşısı, işitme testi, görme testi vs. yaptırıp, sağlık konusunda bilinçlendirici seminerler düzenliyorlar. Çalışanlar da ayaklarına kadar gelen bu hizmete yoğun ilgi gösteriyorlar. İşveren bu sayede çalışan memnuniyetini artırırken, olabilecek işgücü kayıplarını en aza indiriyor ve çalışanların da şirkete olan bağlılığını arttırıyor. 
Vaktimizin önemli bir bölümünü işyerinde geçirdiğimiz düşünürlerse, işverenlerin çalışanlarının sağlığı konusunda daha duyarlı olması bekleniyor. Artık sadece özel sağlık sigortası yapmak yeterli değil. Önlemler almak, çalışanlarda sağlık konusunda bilinç yaratmak gerekiyor.
Sağlıklı çalışan profili yaratmak ve işgücü kayıplarını en aza indirmek isteyen şirketler, son dönemde düzenli aralıklarla sağlık taramaları yapmaya (burada işverenlerin yasal olarak yapmak zorunda olduğu sağlık tetkiklerini kast etmiyoruz) ve bilinçlendirici sağlık seminerleri düzenlemeye hız verdiler. Tabii Domuz Gribi salgınının da bunda payı büyük.
Şirketlerde en çok grip aşısı, hepatit aşısı, akciğer grafisi, görme ve işitme testleri, kolestrol, yağ ve kan şekeri ölçümü vs. gibi konularda sağlık taramaları yapılıyor. Bunun dışında bulaşıcı hastalıklar, sağlıklı yaşam, kas ve iskelet hastalıkları, göğüs kanseri gibi konularda bilinçlendirici seminerler düzenleniyor.
Şirkete anlaşmalı olarak gelen sağlık ekipleri, kendilerine tahsis edilen yerlerde, çalışanların çalışma saatlerine göre bir planlama yapıp, verilen tarih ve saatte bu tetkikleri yapıyorlar. Çalışanlar da ayaklarına kadar gelen bu hizmetlerden sonuna kadar yararlanıyorlar. Bu taramalar ya ücretsiz olarak ya da çalışana küçük bir maliyet yansıtılarak yapılıyor.
Bu sayede hem ileride yaşanabilecek daha büyük hastalıkların önüne geçiliyor, hem de şirket ileride hastalıklardan doğacak maliyet kaybının önüne geçiyor.
En basitinden, sadece sigara, sağlıklı beslenme ve egzersiz konusunda tedbir alındığında işyerinde üretimi yüzde 25-30 oranında artırmak mümkün. Aynı şekilde hastalık izni ya da işe gelmemede ortalama yüzde 27 düşüş sağlanabiliyor. Yine alınacak tedbirlerle çalışanlara yapılan ödeme veya maluliyet tazminatı giderlerinde ortalama yüzde 32 düşüş sağlanabiliyor. (Bkz. Hürriyet İK 4 Ekim 2009)
Şu ana kadar 22 şirketin sağlık taramalarını yaptıklarını söyleyen Medline Genel Müdür Yardımcısı Dr.Uğur Keskin, çalışanların da bu tür taramalara yoğun ilgi gösterdiklerini söylüyor: “Sağlık ekibinin şirketin içine kadar gelmesi çalışanların katılım sayısını arttırıyor. Çalışanlar, ayağına kadar gelmiş böyle bir fırsattan yararlanmak istiyor, bu nedenle de büyük bir oranda bu testlere katılıyorlar.”

Kanser tanısı koyduğumuz oldu
İşyeri taramaları yapıldıktan sonra sonuçların hepsi uzmanlar tarafından tek tek raporlanıyor ve firmaya iletiliyor. Varsa, firmanın işyeri hekimi sonuçları değerlendiriyor. Ancak küçük ölçekli firmalarda işyeri hekimi olmadığı için bu değerlendirme de sağlık hizmeti veren şirket tarafından yapılıyor.
Bu taramalar sırasında çok dramatik sonuçlarla karşılaşıldığı da oluyormuş. Keskin, bu taramalar sayesinde akciğer kanseri tanısı konulan, astımı, diabeti, karaciğer kanseri olduğu belirlenen pek çok vakayı tespit ettiklerini söylüyor: “Sağlıkta erken teşhis her zaman kurtarıcı olmuştur. İşitme testinde de problemli çok hastayla karşılaşıldı. Aslında işverenlerin bu testleri, işe aldıkları personel işe girerken yaptırmaları daha doğrudur. Kulağında işitme kaybı olan bir çalışana işe girişte herhangi bir test yaptırılmadıysa, kulak hasarına bu şirkette maruz kaldığını iddia edebilir, işveren de yüklü tazminatlar ödemek zorunda kalabilir. Bunun önüne geçmenin tek yolu, çalışan işe alınmadan önce ayrıntılı olarak tetkikten geçirilmesidir. İşyerlerinin mutlaka risk haritalarını çıkartmaları ve buna göre gerekli önlemleri almalarıdır.”

Sağlıklı yaşam danışmanlığı revaçta
Çalışanların en sık talep ettiği sağlık hizmetlerinden biri de, sağlıklı yaşam danışmanlığı. Malum, obezite günümüzün en ciddi hastalıkların biri. Amerika’da The Centers for Disease Control’un yaptığı bir araştırmaya göre obezler arasında işe devamsızlık diğer çalışanlardan neredeyse 2 kat daha fazla; işverenlere yıllık maliyeti ise 4 milyar dolar, verimlilik kaybı da cabası. (Bkz. Hürriyet İK 26 Temmuz 2009)Araştırmalara göre, çalışanların sağlık harcamalarının en az 1/4’ü, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, sigara kullanımı sonucu oluşan, ancak düzeltilmesi mümkün sağlık risklerini kapsıyor. Bu düşünceden hareketle, sağlıklı beslenme ve egzersizi teşvik eden şirketlerin sağlık harcamalarını önemli oranda düşürdükleri ve çalışanlarının verimliliğini artırdıkları gözleniyor.
Şu ana kadar pek çok şirkete sağlıklı yaşam konusunda danışmanlık yapan Dilara Koçak, sağlıklı yaşam ve diyet konularının algı olarak en iyi zamanlarını yaşadıklarını söyleyerek, “Ben 20 yıldır bu sektördeyim; son 7 yılda kurumsal beslenme konusuna da önemli yatırımlar yaptık. İlerleyen yıllarda daha da iyileşeceğini düşünüyorum. Bireysel ilgi en üst seviyede, ama kurumsal ilgi daha da fazla artmalı çünkü işyerinin çalışanına verdiği önemin bir göstergesi olan sağlık sigortası, özel günlerdeki hediyeler, prim vb uygulamalarının ötesinde. Bu çok daha bireysel bir destek; üstelik ben bunu toplum sağılığına katkı olarak değerlendirmeli diye düşünüyorum, çünkü siz şirketteki bir kadın çalışana doğru bilgiyi verdiğinizde o kişinin evdeki mutfağı çocukları ve eşine de daha farklı yeme alışkanlıkları geçirmesine aracı olabiliyorsunuz” diyor.

Çalışanlar kendilerine verilen önemi görmekten memnun
İlaç şirketi Sanofi-aventis, tüm çalışanlarına işe girişte yaptığı sağlık taramalarının ardından her yıl düzenli olarak çeşitli sağlık taramaları ve etkinlikleri düzenliyor. Çalışanların çok büyük bir kısmı bu taramalara katılmış, ayrıca aşılama organizasyonun devamını isteyenler, veya zatüre aşısı gibi farklı alanlarla ilgili önerileri olanlar da olmuş. Öncelikli hedeflerinin çalışanlarının sağlığını en üst seviyede tutmak olduğunu söyleyen Sanofi-aventis Grubu İdari İşler, Çevre Sağlığı ve İş Güvenliği Müdürü Hakan Üçüncüoğlu, “Ayrıca şirketteki iş kayıplarını en düşük seviyede tutabilmek için iş sağlığı ve iş güvenliğine verilen önemden dolayı bu tür organizasyonlar düzenliyoruz. Bu tür taramalar, bilgilendirme toplantıları, şirketimizin en büyük değeri olan çalışanlarımızın taşıdıkları önemi bir kez daha vurguluyor. Çalışanlarımız da şirketin kendilerine verdiği önemi görmekten memnun kalıyorlar” diyor.

Aidiyet artıyor kat ve kat kazanç sağlanıyor
Ezcabaşı Topluluğu, göz hastalıkları ve kırılma kusurları vb gibi genel sağlığın iyileştirilmesine yönelik taramaları düzenli aralıklarla yapıyor. Sağlığın korunmasına yönelik eğitimler (büro ergonomisi, iş kazalarından korunma vb) ve genel sağlık bilgisini arttırmaya yönelik (Pandemik İnfluenza Domuz Gribi, meme sağlığı, rahim ağzı kanserleri vb) eğitimler de veren Eczacıbaşı Topluluğu’nda her ay bir konuda eğitim yapılıyor ve zaman zaman da bilgilendirme mesajları gönderiliyor.
Çalışanların çoğunlukla bu tür hizmetlere katıldıklarını, örneğin grip aşısının isteğe bağlı olmasına rağmen yüzde 70 oranında bir katılım yakaladığını söyleyen Eczacıbaşı Topluluğu İş Sağlığı ve Güvenliği Müdürü Dr. Seçkin Özdoğan, “Çalışanların sağlığına yönelik yapılan uygulamalar (özellikle koruyucu sağlık hizmetleri) ilerleyen yıllarda yaşanabilecek sağlık sorunlarını engeleyeceği gibi sağlıklı olarak çalışma yaşamını sürdürmelerine de katkıda bulunuyor. Bunun dışında yapılan bir çok bilimsel çalışmada da çalışanların sağlığına yönelik yapmış olduğunuz maliyetlerin çalışanlarda hem kuruluşa aidiyeti arttırdığı hem de yapılan maliyetlerden kat kat fazla kazançlar oluşturduğunu ortaya koyuyor” diyor.

Hedef çalışan memnuniyetini arttırmak
Basım ve kırtasiye alanında faaliyet gösteren UMUR AŞ, yılda bir kez hem mavi hem de beyaz yakalı çalışanları kapsayan göz taraması ve grip aşısı uygulaması yapılıyor. Ayrıca beyaz yakalı çalışanlar için isteğe bağlı olarak akciğer ve işitme taraması gibi uygulamalara yer veriliyor. UMUR A.Ş. İşyeri Doktoru Gündüz Alp Samancı ve Personel Müdürü Neşe Yoğunali, şirketlerin son dönemde sağlık taramalarına olan ilgilerinin sebeplerini şöyle açıklıyorlar:
Çalışan memnuniyetini artırmak,
Erken teşhis ve tedavi olanağından yararlanarak sağlıklı çalışan profilini sağlamak ve korumak,
Orta ve uzun vadede işgücü kayıplarının en aza inmesini sağlamak
Meslek hastalığı risklerini saptamak, kök nedenlerini kaynağında analiz etmek ve önleyebilmek.

Tüm çalışanlara check-up hizmeti
3M, tüm çalışanlarına ücretsiz check-up hizmeti sunuyor. Ayrıca 30 yaş ve üzerindeki (geçen yıl kriz nedeniyle 40 yaş ve üzerindeki) tüm kadın çalışanlarına da her yıl PAP smear testi (rahim ağzı kanseri gelişmeden önce gözlenen hücresel değişiklikleri araştıran test) hizmeti sunan 3M, 2009 yılında domuz gribinin yaygınlaşması üzerine bir kriz ekibi oluşturmuş. Ekip, gribin yayılma seviyesine bağlı olarak alınacak tüm önlemleri planlamış. 3M Türkiye’nin İnsan Kaynakları Yöneticisi Yaprak Sapanlı, “Çalışan, kendisine kurum tarafından değer verildiğini hissediyor. Bu da bizim açımızdan gerçekten çok önemli” diyor.

Şirket doktoru haftada üç defa e-posta gönderiyor
Teknoloji şirketi Xerox Türkiye, her yıl düzenli şekilde grip aşısı kampanyası yapıyor. Sağlık sigortası kapsamında birinci kademe yöneticilere de her sene düzenli olarak check-up organize ediliyor.
Bunlarla birlikte, şirket doktoru da haftada üç kez tüm çalışanlara sağlıkla ilgili farklı konularda bilgilendirme mesajı gönderiyor.
Çalışanlarının sağlıklı olmasının öncelikle kendi yaşamları için sonra da şirketin başarısı için önemli bir etken olduğunu söyleyen Xerox Türkiye İnsan Kaynakları Direktörü Ayşil Akcanbaş “Çalışanlarımızı sağlıkları konusunda bilinçlendirmek ve motive etmek amacıyla bu tarz hizmetler sunuyoruz. Bu, işverenin görevleri arasındadır diye düşünüyorum. Düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz sağlık taramaları, sunduğumuz kapsamlı sigorta hizmetleri ve bilinçlendirme amaçlı çalışmalarımızla her zaman çalışanlarımızın yanında olduğumuzu hissettiriyoruz” diyor.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK

 

 

 

Pierre Cardin, Cacharel ve U.S. Polo Assn. gibi markaların üretim, satış ve ihracatını yapan hazır giyim firması Aydınlı Grup’un 11 yürütme kurulu üyesi her ay bir kitap okuyup özetini çıkarıyor. Aydınlı Grup’un Yürütme Kurulu Başkanı Ahmet Said Kavurmacı, Yürütme Kurulu Üyesi Nuri Kavurmacı, Genel Müdürü Levent Özkan, Genel Müdür Yardımcıları Mualla Tarhan, İlker Erdoğan, Azad Gün, İlker Akalın, Bahattin Davut, Sezgin Işık, Zeynullah Hüda ve Metin Özçelik’ten oluşan yürütme kurulunun 11 üyesi her ay bir kitap okuyup, aralarında tartışıp, özetini çıkarıyor. Daha sonra bu kitap özetleri sanal ortamda diğer çalışanlarla paylaşılıyor. 
Martin Lindstrom’un Buyology, Üzeyir Garih’in Yönetim Teknikleri, Pazarlama Tanıtım Halkla İlişkiler ve Yönetim İlkeleri kitapları, Arman Kırım’ın Mor İnek Nasıl Büyüsün, Stephen Covey’in Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı, Muhammed Bozdağ’ın İstemenin Esrarı ve Ivan R. Misner ve Don Morgan’ın Satışın Efendileri kitapları, yürütme kurulu tarafından okunup, özeti çıkarılan kitaplardan.
Okunacak kitapları üyeler kendileri belirliyor, diğer üyeleri bu konuda bilgilendiriyor ve okumaya başlıyorlar. Kitap seçiminde herhangi bir konu sınırlaması yok. Yönetim, pazarlama, siyaset, psikoloji her türden kitaba açıklar. Tek kıstasları çalışanların kişisel ve/veya mesleki gelişimlerine katkı sağlayacak eserleri seçmek. Şu ana kadar daha çok yönetim ve pazarlama ağırlıklı kitaplar okundu. Yürütme kurulu üyeleri okudukları kitapların özetlerini çıkarmaya ise hafta sonlarında özel vakit ayırıyorlar.
Aydınlı Grup Genel Müdürü Levent Özkan, kitap okuma ve özet çıkarma fikrinin her çarşamba sabahı yapılan yürütme kurulu toplantılarından birinde ortaya çıktığını söylüyor: “Toplantının ilk 10-15 dakikasında mutlaka iş dışında sohbetlerimiz olur. Bu sohbetlerimizden birinde üye arkadaşlarımızdan biri, gündelik işlerden kitap okumaya yeteri kadar vakit ayıramadığından yakınmıştı. Hepimiz bu görüşe katıldık. Çünkü inanıyoruz ki, kitap okumak bir boş zaman alışkanlığı değil; yemek-içmek gibi hayatın en birincil gereksinimlerinden. Ancak günlük koşuşturmacalar, yoğun çalışma ortamı bu gereksinimi yerine getirmemizde bir engel olarak karşımıza çıkıyor. Tüm yürütme kurulu üyeleri aynı dertten yakınınca, böyle bir etkinliği hayata geçirmeyi planladık. Dedik ki, hepimiz her ay bir kitap okuyalım, okurken önemli bölümlerin altını çizelim, bitirince özetini çıkaralım, yürütme kurulundaki arkadaşlarımız birbiriyle paylaşsın, üzerinde konuşalım, tartışalım. Hatta bu kitap özetlerini tüm şirket çalışanlarımızın ulaşabileceği bir yerde muhafaza edelim. Sonra ilgi görünce, sanal kütüphaneye kadar vardı çalışmamız. Her ay 11 yeni kitabın özetini bu şekilde çalışma arkadaşlarımızın erişimine sunacağız.”

Özetler sanal ortamda
Sanal kütüphaneye yeni bir kitap eklendiğinde duyuru yapılarak çalışanlar haberdar ediliyor. Levent Özkan, “Zaman darlığından ötürü çok istediğimiz ancak okuma fırsatı bulamadığımız kitapların iyi çıkarılmış özetleri sayesinde bilgi dağarcığımız zenginleşti, zenginleşmeye de devam ediyor. Örneğin Buyology kitabındaki örnek vakalar, istatistikler, araştırma sonuçları bizler için çok faydalıydı; satın alma konusunda ufkumuzu açtı. Rahmetli Üzeyir Garih’in yönetimle ilgili görüşleri, biz yöneticilere önemli şeyler öğretmiş oldu. Bu uygulama ailelerimizden dahi olumlu tepki aldı. Örneğin benim çocuklarım da artık kendi okudukları kitapların özetini çıkarıp okulda arkadaşlarıyla paylaşmaya başladılar. Günümüzün her alanda internet ve cep telefonuna odaklı dünyasında çevremizi kitap okumaya özendiren ve en önemlisi paylaşıma yönlendiren bu projeyi iyi ki başlatmışız” diyor.

Çalışanlar için kütüphane kurulacak
Aydınlı Grup, aynı zamanda Büyükçekmece’deki merkez binada çalışanları için bir kütüphane kurma çalışmalarına başladı. Burası çalışanların istedikleri zaman okuma fırsatı bulacakları bir dinlenme odası olacak. Kitaplar gönüllü olarak çalışanlardan toplanıyor. Kütüphanede ders kitapları da ilgi görüyormuş. Örneğin ortaokul, lise kitapları ve yabancı dil eğitim kitaplarından çalışanların çocukları faydalanıyormuş. Şimdiden 100 kitabı aşan Aydınlı kütüphanesi kitabın dışında DVD film de kabul ediyor. Ayrıca çeşitli özel günlerde ve toplu organizasyonlarda çalışanlarına kitap hediye etmeyi sevdiklerini söyleyen Aydınlı Grup Genel Müdür Levent Özkan “Türkiye’deki mağazalarımızı dolaşırken elimizde mutlaka hediye olarak bir kitap bulunuyor. Örneğin en son yaptığımız motivasyon toplantımızda tüm arkadaşlara Satışın Efendileri kitabını verdik” diyor.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK

 

 

Eski Arthurlular bugün nerede?

Yayınlandı: Mart 6, 2010 / Yazılar
Şirketler bağlılık yaratmak için didinip dursun, 8 yıl önce kapanmış olmasına rağmen Arthur Andersen’ın eski çalışanları hálá şirketlerine gönülden bağlılar. Yaklaşık 2.000 kişinin gelip geçtiği Arthur Andersen, 1970’li yıllarda Türkiye’de kurulan sayılı global firmadan biriydi. En iyileri seçer, çalışanlarına ciddi eğitimler verir ve onları bir sonraki kariyerlerine hazırlardı. Bu nedenle, hem Türkiye’de hem dünyada şu anda üst düzey yönetici konumunda çalışan pek çok Arthurlu var. Ve bu çalışanlar farklı sektörlerde, farklı alanlarda olmalarına rağmen bugün hálá aralarında yardımlaşıyor, birbirlerine güveniyor ve sık sık bir araya gelip eski günleri yád ediyorlar. Üstelik bunu büyük organizasyonlar halinde değil, küçük küçük gruplar halinde bireysel olarak yapıyorlar. Onlar bir diğer Arthur Andersenlı’yı görünce akrabalarını görmüş gibi oluyorlar. Eski Arthurlular’la konuşup bu bağlılığın sebebini sorduk. 
Ünlü denetim, vergi ve danışmanlık şirketi Arthur Andersen kapanalı tam 8 yıl oldu, ama buna rağmen Arthurlular arasındaki güçlü bağ hálá eskisi kadar sağlam. Yani Arthur Andersen öldü, ama ruhu yaşıyor.
Eski çalışanlar arasındaki yardımlaşma ve network müthiş. Küçük gruplar halinde sık sık bir araya gelmeye devam ediyorlar. Benim bu haberi hazırlıyor olmam bile kısa sürede pek çok Arthurlu’nun kulağına gitmiş. “Geçen akşam yemekte sizin haberden bahsediliyordu” gibi cümleler duydum. Aynı şekilde her görüştüğüm kişi bana, en azından 3-4 kişiyi daha tavsiye etti. Aradaki iletişim gerçekten çok şaşırtıcı. Öyle gözüküyor ki bu bağlılık son Arthurlular iş dünyasından elini eteğini çekene kadar devam edecek. 
1913 yılında ABD’de kurulan Arthur Andersen, Enron skandalından sonra 2002 yılında kapandı. Amerikan enerji devi Enron’a hem danışmanlık hem de denetim hizmeti veren Arthur Andersen’in Dallas ofisi pek çok önemli belgeyi imha ederek, şirketin borçlarını gizlediği için şirket çöktü. Bu olay kanun koyucuların da gözünü açtı. Enron ve Arthur Andersen’ın çöküşünden sonra danışmanlık yapılan şirkette aynı zamanda denetim yapılması yasaklandı. Çöküşten sonra çalışanlar başta Ernst&Young olmak üzere diğer vergi denetim şirketlerine geçtiler.
O dönem 750-800 çalışanı olan Türkiye ofisi de, genel müdür Şaban Erdikler’in önderliğinde Ernst & Young’a geçti. Şaban Erdikler esasında bu olayın öncesinde emekliliğe hazırlanıyordu, ayrılıp kendi şirketini kurmak istiyordu, ama şirket çöktükten sonra çalışanlarını yalnız bırakmamak adına onlarla beraber Ernst & Young’ın yolunu tuttu. Gemisini salim bir limana yanaştırdıktan sonra da ayrılıp kendi şirketi Erdikler Yeminli Mali Müşavirliği kurdu. Şaban Erdikler, şirketin çöküşünü ve çalışanlarla birlikte Ernst & Young’a geçtiklerindeki havayı şöyle anlatıyor: “Andersen’da birbirini kontrol eden çok çok iyi sistemler vardı. Sistemin kendi işleyişi içinde böyle bir takım riskler olabileceği aklımıza dahi gelmiyordu. Herkesin kendi hayatıyla ilgili bir risk haritası vardır, benim risk haritamda Andersen’in başına bir şey gelebilir, yoktu” diyor ve Ernst & Young’a geçiş sürecini şöyle anlatıyor: “Biz kendimizi bir anda boşlukta hissettik ama gördük ki hiç de boşlukta değilmişiz. Güzellik yarışmasında aday değil de jüriymişiz. Biz seçilen değil seçendik.”

Arthur Andersen’dan 2.000 kişi yetişti
Arthur Andersen, Türkiye’de 1974 yılında Türkiye’nin batıya entegre olma çabalarının yoğunlaştığı bir dönemde kuruldu.
Arthur Andersen’ın kurucuları Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun Cevdet Suner, Reha Uz, Mehmet Önkal ve Burhan Karaçam’dı. Bu 4 kişi Arthur Andersen’ın Londra ofisinde çalıştıktan sonra 74 yılında İstanbul ofisini kurdular.
Şirketin kurucularından, Yapı Kredi’nin de efsanevi genel müdürü bankacı Burhan Karaçam, Arthur Andersen’da öğrendiklerini her alanda uyguladığını söylüyor: “Arthur Andersen’da bir iş disiplini, bir  metodoloji öğrenirseniz. Hangi sektörde olursa olsun, tüm kurumların çalışma yapısına sahip olursunuz. Bir şirkete gittiğiniz zaman belirli deneyim seviyesine gelmişseniz çok kısa sürede röntgenini çekebilirsiniz. İki yaşantım oldu Arthur Andersen ve Artur Andersen’dan sonra. Arthur’da elde ettiğim beceriler her sektörde geçerlidir. Ben ömrüm boyunca kullandım.”
Burhan Karaçam, 80 sonrası ekonomin liberalleşmesi ile birlikte bankacılıkta büyük bir insan kaynağı açığı oluştuğunu, kendilerinin de o açığı kapatmak için bankacılık sektörüne girdiklerini söylüyor: “Banka denetimleri yaptığımız için bildiğimiz konulardı, çok sayıda Arthur Andersen’lı bankacılığa girdi. Pamukbank Genel Müdürü Cemil Köksal, Pamukbank Genel Müdür Yardımcısı Erhan Dumanlı, yine Yapı Kredi’den genel müdür yardımcıları İsmail Yalçınkaya, Selçuk Altun, Birol Yücel, Meral Bekiroğlu bu isimlerden bazıları.”
Borusan Holding CEO’su Agah Uğur, Lafarge Türkiye Çimento Grubu Başkanı Nuri Özkaya, eski Coca Cola Genel Müdürü Ahmet Burak, eski Pamukbank Genel Müdürü Bülent Şenver, Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcıları Nazan Somer ve Cihangir Kavuncu eski Arthurlular’dan sadece bazıları. Şu anda piyasada   Arthur Andersen’dan yetişme 2.000 civarında kişi var. Bunların pek çoğu üst düzey görevlerde, yönetim kurullarında yer alıyorlar.

Bir okul olarak görülüyordu
Arthur Andersen, Türkiye’de hep iyi üniversitelerde eğitim görmüş mezunların tercihi oldu. Okul birincileri, okulunu dereceyle bitirenler bu şirkete girmek için yarış halindeydiler. Bunun en önemli sebeplerinden biri, o yıllarda Türkiye’de yabancı şirket sayısının çok çok az olmasıydı. Ayrıca Arthur Andersen’ın verdiği eğitimler, başta yurtdışı eğitimleri olmak üzere, yeni mezunları cezbediyordu. Arthur Andersen bir okul olarak görülüyordu. Her yıl üniversitelerden yeni mezunlar alınıyor, bunlar ortalama 2-3 yıl çalıştıktan sonra ayrılıyorlardı. Bu doğal bir seleksiyondu. Kimse tarafından da yadırganmıyordu. Çünkü Arthur Andersen iyi bir okul olarak görülüyordu.
1978 yılında Arthur Andersen’a katılan ve 1992’den 2002’ye kadar 10 yıl boyunca genel müdürlüğünü yapan ve şirkette çok büyük emeği olan Erdikler Yeminli Mali Müşavirlik Ltd. Şti Başkanı Şaban Erdikler, “1970’lerden bahsediyoruz. O yıllarda Türkiye’den yurtdışına çıkış 2 yılda bir defa. O tür bir ortamda Andersen işe aldığı herkesi yurtdışında en azından 3 haftalık bir kursa gönderiyordu. Bu kurs zaman zaman ayları buluyordu. Arthur Andersen muhteşem bir eğitim müessesiydi. Gelirlerin neredeyse yüze 20’sini eğitime ayırıyordu. 2.000 kişiye yakın insan gelip geçmiştir. Bugün Türkiye’ye insan gücü itibariyle çok daha ileri durumda. Bu farkı yaratan kurumlardan biri bence Andersen. Bir defa uluslararası arenaya biz Türkleri çıkardı. Birden bire aslında diğerlerinden hiç de geri olmadığımızı hatta bazı konularda daha ileri olduğumuzu görme imkanını bize verdi. Türkiye içinde her alanda faydalı olacak insan kaynağını oluşturdu. Bir dönem en önemli insan kaynağı sağlayan iki kurumdan biriydi. Diğeri Citibank’ti. Citibank sadece bankalara dağılıyordu. Andersen her alana. Bu insan kaynağı Türkiye’nin devinimini artırdı ve sistem entegrasyonunu kolaylaştırdı.”
Arthur Andersen ile 1980 yılında, o dönemdeki CEO Turhan Yetkin ve Vergi Ortağı Şaban Erdikler vasıtasıyla tanışan ve 2001 yılına kadar şirkette çalışan Deloitte Yönetim Kurulu Üyesi ve Ortağı Sedat Eratalar, “Arthur Andersen benim bulunduğum yıllarda, Türkiye’nin büyük ve uluslararası firmalarına denetim ve mali danışmanlık hizmetleri veriyordu. Bu açıdan, söz konusu şirketlere hizmet vermek kendi içerisinde önemli bir eğitim ve kariyer planlamasıydı. Arthur Andersen, gerçek anlamda global bir yönetime sahipti. Bunun sonucu olarak çok yaygın uluslararası bir eğitim programı vardı. Bugün 4 büyüklerin  eğitim programlarının ve müşteri     yapılarının çok ötesindeydi. Çalışan ve müşteri sayısının daha az olması, hem kariyer hem de insan ilişkileri açısından olumlu bir atmosfer yaratıyordu” diyor.

Mezunların yükselme şansı daha fazlaydı
Bu okulu bitirdikten sonra dışarıda yükselme şansı çok daha fazlaydı. Andersen’lı olmak piyasada kabul gören bir şeydi, o nedenle şirketler bu okuldan mezunlara itibar ediyorlardı.
Şu anda DuPont Titanyum Teknolojileri EMEA Fiyatlandırma Koordinatörü Bölge Satış ve Pazarlama Müdürü olarak çalışan ve Arthulular Derneği’nin kurucularından Umut Urfalı, bu etkiyi şu örnekle açıklıyor: “2,5-3 yıl Arthur Andersen’da çalıştıktan sonra, bir proje müdürü ilanına başvurdum. Sonradan öğrendiğime göre benimle birlikte 800 kişi daha işe başvurmuş ve CEO ’PwC ve Arthur Andersen’dan gelen başvuruları ayırın, bunların içinden en iyisini seçin’ demiş.”
Urfalı, gençlerin de bir sonraki kariyer adımlarını düşünerek Arthur Andersen’ı seçtiklerini söylüyor: “Örneğin bir şirkette finans müdür olmak isteyen birisi üniversiteden sonra hemen o şirkete girerse 5 sene sonra finans müdürü olma ihtimali, Arthur Andersen’da 5 sene çalıştıktan sonra oraya finans müdürü olarak geçme ihtimalinden daha düşük. İnsanlar bir sonraki kariyer adımını düşünerek, çok hevesli bir şekilde Arthur Andersen’a giriyorlardı.
Philadelphia’da Rowan Üniversitesi’nde işletme, finans ve pazarlama üzerine eğitim alan ve 1997’de Arthur’a giren Umut Urfalı, kendisiyle birlikte giren, Boğaziçi’ni dereceyle bitirmiş kişileri görünce çok şaşırmış. Çünkü Amerika’da Arthur Andersen gri takım elbiselerinin çalıştığı bir muhasebe şirketiymiş: “Biz girdiğimiz sene bize hediye çeki verdiler, gidin herkes takım elbise alsın, müşteride Arthur’u güzel temsil etsin, diye. Bunu Amerika’da investment bank’ler yapardı.”

Takım tutar gibi
Boğaziçi Üniversitesi’nden hocalarının aracılığıyla Arthur Andersen’da çalışmaya başlayan, şu anda Ernst & Young Denetim Bölüm Başkanı ve Sorumlu Ortak olan Ethem Kutucular, “Arthur Andersen kendi çalışanlarına üç büyüklere olan sevgi gibi, takım tutar gibi takım tuttururdu. Bunu sağlayan unsur da, birincisi, çok iyi bir okul olmasıydı. Çalışanlarını mutlaka yabancı ortamlarda bulundururdu, Amerika’ya eğitime gidilirdi, o zaman Amerika’ya çok fazla gidilmezdi, bunlar 30 sene evvelki konular. Herkes girmek istedi bu firmaya uzun zaman boyunca. Ben üçüncü senemde ABD’ye gittim Arthur Andersen’da. O günkü koşullarda etkileyici bir unsurdu, genç birisini alıp Amerika’ya götürüp orada çalıştırmak. Bunları hep yaptı bu firma dolayısıyla bu bağlılık arttı.”
“Amerika’da çok iyi bir kampusu olduğu için tüm dünyadan insanları getirip toplardı, dolayısıyla çok çok iyi bir okul, disiplini vardı. Bir de tahmin ediyorum dünyada gerçek anlamdaki ilk global şirketlerden. 1970’lerde, 80’lerde birşey yapılınca Amerika’da duyuluyordu, anlaşılıyordu. Bunlar kişileri, çalışanları etkiledi ve çok bağlı kişilikler yaptı. Firmada karşılığında insanları çok iyi eğitti. Global bir firmada çalışmanın şansıyla insanlar kısa zamanda dünyayı keşfettiler” diyor.
Arthur Andersen İstanbul ofisine audit bölümünde başlayan şu anda Tat Danışmanlık’ın Genel Müdürü olarak çalışan Mert Aşkın, “Arthur Andersen’da geçirdiğim yıllar boyunca edindiğim iş kültürü ve deneyim halen hayatımda ciddi bir fayda sağlıyor. Arthur Andersen çalışanlarının birbirleriyle olan ilişkileriyle, iş ahlakıyla, analitik düşünme becerisi ve birçok sektörde değişik tecrübeler kazanma imkanları sunmasıyla gerçek bir okuldu. Arthur Andersen’da çalışmış bir kişi çok iyi bir üniversitede eğitim almış gibidir. Bu şekilde kabul görür. Bunda ilk günlerinden bugüne çalışan, ayrılmış arkadaşlarımızın kendilerini kanıtlamış, iş hayatında önemli görevler edinmiş olmalarının rolü büyük” diyor.

Kardeşim, kuzenim aramış gibi…
Şirkete olan bağlılık hálá devam ediyor. Görüştüğümüz tüm Arthurlular birbirlerine o kadar güveniyorlar ki, örneğin vergiyle ilgili bir konu olduğunda yine arkadaşlarına danışıyorlar. Hatta diğer vergi denetim firmalarını arayıp, eski Arthurlular’dan biriyle görüşmek isteyenler oluyor. İşe alımlarda bir Arthurlu’nun gözünde diğer bir Arthurlu bir adım önde başlıyor. Bir şirkette çalışmaya başlayıp ardından başka Arthurlular’ı da şirkete katanlar var. O nedenle eski dönemlerde Arthur Andersen ile diğer şirketler arasında centilmenlik anlaşmaları yapılırmış.
Erdikler Yeminli Mali Müşavirlik Ltd. Şti. Genel Müdürü Şaban Erdikler, bu bağı şöyle anlatıyor: “Şimdi Arthur Andersen’dan birisi beni arasa kardeşim, kuzenim aramış gibi oluyor. Andersen klasik sabah 9 akşam 5 mesaisinin yapıldığı bir yer değildi. Bir takım oyuncusu olmanın zorunlu olduğu, bir projenin, ruhun, duygunun paylaşıldığı bir yerdi. Bir dayanışma ruhu oluştururdu. Beraber birşeyler başarma güdüsü, ondan sonra birbirlerine destek olma anlayışını getiriyor ve ondan sonra da hayat boyunca sürüyor. Çalıştığımız arkadaşlar, başlarına kötü birşey gelirse sonuna kadar arkalarında olduğumuzu bilirlerdi. Çok problem çözmüşlüğümüz oldu.”

Galatasaray, Mülkiye ve Arthur Andersen
Galatasaraylılar ve Mülkiyeliler’den sonra Arthurlular’ın üçüncü sırayı aldığını söyleyen Umut Urfalı, “Arthurlular, yalnızca 2-3 sene beraber çalışmalarına rağmen o verdiği formasyon ve vizyondan o kadar emindirler ki, hiç tanımsam dahi bir Arthurlu’nun ben de referansı vardır” diyor.
Arthur Andersen’ın eski çalışanları sık sık bir araya geliyorlar. Bu daha çok küçük gruplar halinde aynı dönem çalışanlar veya aynı bölüm çalışanlar arasında devam ediyor. Arthur Andersen’ın yönetim ve danışmanlık şirketi olan Andersen Consulting, şu andaki adıyla Accenture da 12 Mart’ta İstanbul Modern’de eski çalışanlarını bir araya toplayacağı bir kokteyl organize ediyor.
Mert Aşkın ile birlikte Arthurlular Derneği’ni kuran Umut Urfalı, yılbaşından önce yaklaşık 20 eski Arthurluyu toplandıklarını, kimsenin de bir mazaret bulup gelmemezlik etmediğini söylüyor. Arthurlular Derneği 2003 yılında tüm Arthur Andersen çalışanlarını bir arada toplamak amacıyla kurulmuş. 850 Arthur Andersen çalışanına ulaşıp tam bir networking platformu kurmuşlar, büyük kapsamlı etkinlikler düzenlemişler. Fakat 2008 yılına gelindiğinde derneğin yönetim kurulunda olan herkes kariyerlerinde yükseldiğinden ve arkadan da gelen kimse olmadığından derneği kapatmak zorunda kalmışlar.
E-posta listeleri, kişisel buluşmalar, ortak buluşmalarla aradaki network’ün halen devam ettiğini söyleyen Mert Aşkın, “Arthur Andersen ruhu devam ediyor. Beraber işe girmiş olduğumuz arkadaşlarımızla hala düzenli olarak görüşüyoruz. Aradan o kadar zaman geçmiş olmasına, her birimiz kendi yollarımıza gitmiş olmamıza rağmen, ilk günkü sıcaklıkla arkadaşlığımızı devam ettiriyoruz. Zaman zaman da birbirimizden iş konusunda destek alıyoruz. Bu destek bizi kendi kariyerlerimizde de daha güçlü kılıyor” diyor. 
Eski günleri yad eden insanlar olarak 3 ayda bir yemek yedikleri 30-40 kişilik bir arkadaş topluluğu olduğunu söyleyen Ethem Kutucular, bu aradaki bağın nasıl canlı kaldığını şu sözlerler özetliyor: “Arthur Andersen’ı farklı kılan hálá kıymetli olmasını sağlayan inovatif olmasıydı. Global dünyada marka yaratmanın bu kadar zor olduğu bir dünyada eski çalışanların bu kadar sadık kalması, bağlı kalması geçmişte çalışanlarına yaptığı yatırımlarına bağlı.” 
Arthur Andersen’ın çalışanlarına yaptığı yatırımlar, verdiği eğitimler, yoğun çalışma temposu, sıkı bir okul olması, onların kariyerlerine bir adım önde başlamalarını sağlaması ve o yıllarda gerçek anlamda global bir şirket olması çalışanların bağlılığını hálá devam ettiriyor.
Burcu ÖZÇELİK / Hürriyet İK